fbpx

Sabahattin Ali külliyatına açılan kapı

Sabahattin Ali külliyatına açılan kapı

Şair ve yazar Atilla Birkiye özgün bir çalışmayla Sabahattin Ali eserlerini inceliyor. “Sabahattin Ali’nin Yapıtlarını Sevme Sözlüğü” şair ve yazar Sabahattin Ali’nin kitaplarına uzak kişiler için de onun dünyasına atılan ilk adım olarak okunabilir.

ECE KARAAĞAÇ / YENİ ŞAFAK

Bir yazarı sevmeye ne zaman başlarız? Onun herhangi bir kitabının ilk satırlarını okuyunca mı? Yoksa onun yazdığı her şeyi okuyup bitirdiğimizde mi? Peki elimizin altında o yazarın yapıtlarını mercek altına alan bir sözlük olsa o yazarı daha iyi anlar, daha çok sever miyiz? Yoksa bir yazarı değil de, ortaya koyduğu eseri mi severiz asıl? Ya da bir yazarın eseri onun ne büyüklükte bir parçasıdır?

KÜÇÜK PARANTEZLER

Siyah Kitap’ın yayıncılık dünyasına attığı ilk adım olma özelliği de taşıyan “Sabahattin Ali’nin Yapıtlarını Sevme Sözlüğü” bu türden, enteresan bir sözlük, Türkçe’de benzerine az rastlanan bir yapıt. Sabahattin Ali’nin bilinirliği elbette su götürmez. Hele ki Kürk Mantolu Madonna’yı hiç olmazsa duymayan yoktur. Fakat Sabahattin Ali’yi bir isim olarak bilmek, hafızamızda tutmak Sabahattin Ali’yi bir yazar olarak tanımak manasına gelmez. Çoğu kişi Maria Puder ismine aşinadır, Aldırma Gönül söylendiği zaman belli belirsiz bir mırıltıyla eşlik edebilir ama kaç kişi Kuyucaklı Yusuf’u ya da İçimizdeki Şeytan’ı da okumuştur? Yahut kaç kişi Değirmen’i, Sırça Köşkü de bilir? Yahut bunları okuduk diyelim, kaçımız yazarın bu saydığım eserlerinde hangi kavramları temele oturttuğuna, hangi noktalara önem verdiğine yeterince dikkat etmiştir? Sıradan bir okurun okuyuşu çabasız bir okuyuştur. Oysa Atilla Birkiye imzası taşıyan “Sabahattin Ali’nin Yapıtlarını Sevme Sözlüğü”, Sabahattin Ali’nin bibliyografisi içinde birtakım sözcüklerin altını çiziyor, sanki yazarın eserlerini okuma deneyimi içinde küçük parantezler açarak tıpkı bir turist rehberi gibi okuruna küçük bilgiler vererek yapıtlar arasında ilerliyor.

Shakespeare’in Julius Caesar oyunundan yaptığı bir alıntıyla başlıyor Atilla Birkiye bu sözlüğü niçin kaleme aldığını anlatmaya: “Dostlar, Romalılar, yurttaşlar, dinleyin; Ben Caesar’ı gömmeye geldim, övmeye değil.”
Atilla Birkiye ise, Brutus’ün aksine, Sabahattin Ali’yi övmeye geldiğini ilan ediyor daha ilk sayfadan. Bu satırları okurken geç mi kaldık, Sabahattin Ali’yi politik bir cinayete kurban gitmeden evvel de övemez miydik diye düşünmeden edemiyorum. Fakat bu sözlerim yanlış anlaşılmasın, amacım yazarı gecikmekle itham etmek değil, ne de olsa Atilla Birkiye Sabahattin Ali’nin çağdaşı bile değil. Benimki olsa olsa fikirleri yüzünden genç yaşta hapse attığımız, canına kıydığımız, o çok sevdiği eşi Aliye ve kızı Filiz’den ayrı düşürdüğümüz bu büyük yazara karşı duyulan kolektif bir suçluluk duygusu.

Fakat bu kitabın adında “sözlük” kavramının geçmesi sizi yanıltmasın, kesinlikle bildik anlamda bir sözlükten bahsetmiyoruz. Burada “sözlük” kavramını bir üst kavram olarak düşünmek daha isabetli olur. Aslına bakacak olursanız burada bir sözlükten çok alfabetik olarak sıraya dizilmiş denemeler toplamı söz konusu. Denemelere başlık olarak seçilen sözcüklerse adeta yazarın eserlerine daha yakından bakmak için tutulan spot ışıklarına benziyor diyebiliriz. Atilla Birkiye kendi okurluk deneyiminin bir özetini çıkarmış adeta. Sabahattin Ali’nin bir romanında, öyküsünde, hatta kimi zaman bir mektubunda geçen bir sözcükten yola çıkarak sözcüğün kendisinde yarattığı çağrışımların, izlenimlerin, fikirlerin peşine düşmüş yazar, okuru de kendiyle beraber bu maceraya atılmaya davet ediyor adeta.

Bu denemeleri Sabahattin Ali’nin eserlerine getirilen izahatlar, düşülen dipnotlar olarak okumak da mümkün. Lakin denemeler eserlere göre değil, alfabetik sıraya göre sıralandığından denemeleri esere göre takip etmek haliyle zor olabilir. Ayrıca burada söz konusu olanın detaylı edebi incelemelerden ziyade yazarın kendi okurluk deneyimleri olduğunu da gözden kaçırmamak gerek. Bu durum kitaba Atilla Birkiye ile Sabahattin Ali üzerine yapılan, konudan konuya geçmeye hazır ve hiçbir mevzuda fazlaca derinleşmeyen tatlı bir sohbet havası katıyor. Yazarın kitabın girişinde Sabahattin Ali’nin üç romanına( Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna) ve belli başlı öykülerine kısaca değindiği bölümler de okuru yazar ile arasında gerçekleştirilecek sohbete hazırlama görevi görüyor bir nevi. Böylelikle Sabahattin Ali’nin tüm eserlerini okumamış (yahut hiçbir eserini okumamış) okurlar için de kitabı göz korkutucu olmaktan da çıkarıyor bu bölümler.

TEPEDEN BAKMIYOR

Bu kitabı okurken “Bu kitabı okumak için Sabahattin Ali’nin külliyatını okumuş olmak gerekir mi?” diye düşünmeden edemedim. Ya da Sabahattin Ali ile henüz tanışmamış, Sabahattin Ali’nin hiçbir kitabını eline almamış bir okur da pekala okuyabilir mi bu kitabı? Bu soruya benim cevabım evet olurdu, zira kitabın tepeden bakan ya da bilgiçlik taslayan bir havası kesinlikle yok, hatta kitabı Sabahattin Ali edebiyatına bir giriş kapısı olarak görmek de mümkün. Kitap adına taşıdığı Sabahattin Ali’nin eserlerini sevme (ve dahi sevdirme) iddiasını gerçekten de karşılıyor. Fakat bana soracak olursanız en ideali bu kitabı Sabahattin Ali’nin eserleriyle, yeri geldiğinde Kuyucaklı Yusuf’u ya da Değirmen’i biraz karıştırarak okumak olur. Bu sayede Sabahattin Ali’nin eserlerinde daha evvel fark etmediğiniz noktaları fark edebilir, Sabahattin Ali’nin romanlarına ve öykülerine bambaşka bir gözle bakar hale gelebilirsiniz.

Siyah Kitap etiketiyle raflarda yerini alan, Atilla Birkiye imzalı Sabahattin Ali’nin Eserlerini Sevme Sözlüğü Sabahattin Ali ile henüz tanışmamış olanlar için iyi bir girizgâh, Sabahattin Ali okurları içinse bir tür tadım turu niteliğinde. Sabahattin Ali’nin eserlerini daha yakından ve değişik açılardan incelemek isteyenler bu kitabı kaçırmamalı.

http://www.yenisafak.com/hayat/sabahattin-ali-kulliyatina-acilan-kapi-2618809